stadiumfutbol.blogcu.com adresi altnda yazılan tüm yazıların hakkı saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz, üzerinde işlem yapılamaz veya başka bir platformda kullanılamaz.




« Önceki |

26/8/2008

EURO 2008'in en iyi 4 ulusal takımı ve onun şampiyon takımla





Tesadüfe bakın hele ? İlgimi çekti, sizinle de paylaşayım diye arzu ettim. Ama oluşması durumunda, asla arzu etmediğim bir sonucu var...

EURO 2008 şampiyonu : İspanya
La Liga 2008 şampiyonu : Real Madrid CF
Torba : 1. torba
Puan: 93.837


EURO 2008 finalisti : Almanya
Bundesliga 2008 şampiyonu : Bayern München
Torba : 2. torba
Puan : 92.078


EURO 2008 yarı finalisti : Rusya
Rusya Premier Ligi 2008 şampiyonu : Zenit St. Petersburg
Torba : 3. torba
Puan : 60.437


EURO 2008 yarı finalisti : TÜRKİYE
Turkcell Süper Lig 2008 şampiyonu : GALATASARAY SK
Torba : 4. torba (gerçekleştiği takdirde)
Puan : 30.469 (muhtemelen az miktar olsa da, maç sonrası değişme olacaktır...)

***********************

Bu takımların 4'ü de 2008-09 UEFA Şampiyonlar Ligi sezonunda mücadele eden takımlar. İlk 3 torbadaki takımlar direk katılma hakkına sahiplerdi. Otomatik man, eleme falan oynamadan katılıyorlar. Yalnız bizim yarın son bir şansımız var bunu değerlendirebilmek ve Şampiyonlar Ligi'ne kalabilmek uğruna... Eğer Steaua'yı saf dışı bırakır da kalırsak, EURO 2008'in en iyi 4 ulusal takımının ülkelerinin en üst düzey liglerinin geçen sezonki şampiyonlarının tamamını bu sezonki kutsal Avrupa arenasında görebileceğiz. Öncelikle yarını hayırlı ve lehimize bir şekilde atlatalım da...

Kura da 3. ön elemelerin hemen ertesi günü... Dolayısıyla, maçın heyecanından çıkıp, direk Monaco'ya uçup kura heyecanı moduna girmesi var. Ama yazının başında söylediğim gibi, arzu etmediğim o sonuç nedir peki, tahmin edebilir misiniz bakalım ?

''İnşallah bu takımların üçüyle de aynı grupa düşmeyiz, Devler Ligi 2008-09 sezonuna kalındığı takdir de, malumunuz öyle bir ihtimal mecburen olacaktır... ''

Not: Bükreş maçından önce lütfen paçaları da sıvamayınız...

T.K.

26/8/2008

Uçuyoruz Bükreş'e !

 


Fanzin'in yayına girdiği günün ertesi günü... İşte o kritik gün olacak. Karpatların doruklarına, vampirleri ile hikayelere konu olmuş mekan Transilvanya'nın ülkesine Romanya'ya, başkent Bükreş'e 2008-09 UEFA Şampiyonlar Ligi sezonunda kendimize yer bulmak için, Steaua Bükreş ile 2-2'nin rövanşına gidiyoruz. Malum lig yeni başladı, 4-1 gibi bir net skorlu galibiyetle açtık ligi, her zaman olduğu gibi ilk haftadan liderlik koltuğuna oturduk. Ligimiz yeni başlamıştı, lakin Romanya ligi devam etmekteydi. Geçen sezon şampiyonluğu ve kupayı açık arayla CFR Cluj'a kaptıran Steaua, 2008-09 sezonunda geride kalan 5 maçta topladığı 10 puanla 5. sırada ve vasat bir görüntü çiziyor. En son oynadıkları maçta, 10. sıradaki Gloria Bistriţa'ya yenilmekten son dakikada kurtuldular. Yani anlayacağınız bir hayli moralli ve inançlı gidiyoruz Bükreş'e. Yalnız takımımızın uçağının tekerleri Henri Coandă Havalimanı'na indiği an, Denizlispor maçında meydana gelmiş bütün olaylar unutulmalı, ve işin ciddiyetinin farkına varılmalıdır. Sonuçta karşımıza Denizlispor'dan an olarak daha güçlü bir ekip çıkacak. Diyoruz ya zaman su gibi akıp gidiyor. 2004 yılında 112. olan Denizlispor farklı, 118. olan Steaua daha zayıftı. Yani Denizli UEFA'da zorlanmadan son 16'yı görürken, Steaua'nın o sezon Avrupa'ya bile katılamadığını görürsünüz. Ama şimdi Denizli'de o formdan düşmüş, bir ara küme düşmeye oynadılar, geçen sezon toparladılar. Şimdi de Steaua iyi takım olmuş...

Geçen maçtaki hatalar, samimiyetimle söylüyorum gazozuna oynanan dandik bir halı saha maçında bile yapılmayacak hatalardı. ''Yok Aykut'un oynaması doğru değildi, yok Meira neden ön liberoydu, Sabri ne yaptın ?'' gibisinden cümleler çıktı hepimizin ağzından. Hep tek bir kişiyi suçladık, lakin teknik heyet, yönetim, futbolcu, taraftar olmak üzere herkesin yanlış yaptığı bir şeyler vardı. İşte bu sefer aklımızı başımıza almak, o hataları telafi etmek, Avrupa'daki o eski istikrarı yakalamak için uçuyoruz Bükreş'e... Umuda yolculuğa...

Teknik açıdan düşünülebilecek olursa, geçen Ali Sami Yen'de oynadığımız maç için, hücumdan ziyade, savunma ve kale bölgesine ağırlık verilmesini, Nonda'nın tek olmasına rağmen gol pozisyonları yakalayıp, hatta bunları ''gol'' şeklinde de değerlendirebileceğini söylemiştim. Yalnız bu maçın stratejisi çok farklı olmalıdır. Bu maçta kesin ve kesinlikle hücum bölümüne çekiyle hatta tonla ağırlık verilmesi gerektiğini belirtmek isterim. Zaten bir gol bile atamadığımız sürece UEFA'yı boylarız. Bunu biliyoruz. Savunma ve kaleyi de özellikle hücuma göre dengelemek lazım. Siz de takdir edersiniz ki, takımımızda son dönemlerde Avrupa maçlarında adet olmaya başladı. Ne zaman deplasman maçlarına çıksak, ilk golü yiyen ve stres topuna dönen takım biz oluyoruz. Maçta kaç dakika oynarsak oynayalım önemli değildir. İsterse penaltılara dahi kalabilir. Ama birinci dakikadan itibaren, kalecimiz hariç sahada 10 kişi oynamamız çok önemlidir. İlk yarı için savunma ve kalenin özellikle tetikte olması çok önemlidir. Çünkü daha Allah yarattı demeden golleri yersek, strese gireriz, EURO 2008 turnuvasındaki Türk Milli Takımı gibi mucize falan yaratmak zor olur. Son dönemlerde ne yazıktır ki bu da olmuyor Galatasaray adına.

İlk yarıyı, kalemizde gol görmeden kapamak çok önemlidir. İkinci yarı direkman hücuma ağırlığı basmak ve Nonda'yı topla buluşturmak zorundayız. Sabri'nin bu maç olmayacak olması, bizi sağ kanat açısından şüphesiz zorlayacaktır. Zira diğer birkaç Avrupa maçında da Sabri'den yararlanamayacağız. Hasan Şaş'ın da durumu tam belli değil... Velev ki, onun da oynayamayacak durumda olduğunu düşünürsek, kesinlikle Arda'nın oynaması gerekmektedir. Arda'yı ilk 11'de başlatmadığımız takdirde zorlanırız. Denizlispor maçında oyuna girdiğinde takımı ateşlediğini de kabul etmek lazım. Bu maçta bize özellikle iyi orta yapabilen ve mücadeleci bir orta saha ruhu lazım. Harry Kewell'dan son 2 maçta da ortaya koyduğu o güzel oyunu bu maçta da yeniden canlandırmasını arzu ediyorum.

Geriye gelirsek, en başta lütfen bu önemli maçta 7 metre 32 santimlik o kutsal direği Aykut korumasın. Morgan De Sanctis'ki özellikle Avrupa'daki o istikrarı yakalamak için kale bölümüne seçilerek transfer edilmiş biri. Artık kalede de bekleyecek değil herhalde. Geleli bir ay oldu. Kendini gösterme zamanı geldi de geçiyor. Kalede 1 numaralı tercih mutlaka De Sanctis olmalıdır. Skibbe macera arar da yine başka bir tercihte bulunursa cidden kızacağım. Savunma için en büyük sorun sağ kanat... Skibbe'nin elinde 3 seçenek var. Volkan Yaman, Barış Özbek veya Alparslan Erdem. Tabii bu seçenekler büyüyebilir, ve sağ kanatta çok alakasız isimleri bile görmemiz mümkün olabilir. Meira kesinlikle ön libero oynatılmamalıdır, oynatılmayacaktır ! Heyet ne yaparsa yapsın eleştirilecektir. Sonra UEFA 1. turunda bile sanş bizden yana olmaz. Yine Tromsö, Helsin gibi maceralar yaşamayalım sonra. Adam gibi kuracaksın kadronu, çıkacaksın Şampiyonlar Ligi'ne, hadi son 16 olmadı mı ? Gruplardan 3. olup UEFA Son 32 turuna, Allah nasip ederse de Papazın Çayırı'na finale gideriz...

-------------De Sanctis-------------
---Volkan---Meira----Servet---H.Balta-
---------Barış----M.Topal------------
----Arda-------Lincoln---Kewell-------
-------------Nonda-----------------

Yukarda görmüş olduğunuz o 11'de bu maç dahil olmak üzere, Avrupa maçlarında tercih ettiğim kadro stilidir. Volkan mecburiyetten dolayı alternatif tercihimdir. 4-2-3-1... Budur.

Sınırlı sayıdaki biletleri alıp, Aslan'ı Romanya'da taraftarlarımızın da destekleyeceğine yürekten inanıyorum !

Fatih Hoca zamanında demişti, ''En iyi defans yapma oyunu oynamaktır.'' Bunu uygulayıp ne canlar yakmadık ki biz ? Yeter ki takım olalım, görevimizin bilincinde olalım, sonuna kadar inanalım, başkalarından medet ummadan, bileğimizin hakkı ile o hak edilen yerlere ulaşalım. O zaman neden arzulanılan ve özlenilen başarılar jet hızıyla geri dönmesin ki ?

1993-94'te Cork City ve Manchester'ı...
1994-95'te Avenir Beggen'i...
1997-98'de Sion'u...
1998-99'da Grasshoppers'ı...
1999-00'de Rapid Wien'i...
2000-01'de St. Gallen'i...
2001-02'de Vllaznia ve Levski Sofia'yı...
2003-04'de CSKA Sofia'yı...
2005-06'da Mlada Boleslav'ı saf dışı bıraktın !

Şimdi sıra 2008-09'da, Şampiyonlar Ligi aşkına Steaua'yı saf dışı bırakmaya geldi !

HAYDİ ASLANLAR, İLERİ !

 T.K.

29/7/2008

O efsane final olmayabilirdi !


Bugün forumun başında Samuel Kuffour'lar ve stoperler üzerine tartışırken, birdenbire 1998-99 UEFA Şampiyonlar Ligi sezonu aklıma geliverdi. Hani şu Nou Camp'ta, 90.000 biletli seyirci önünde oynanan, ve ''top yuvarlaktır'' cümlesini iyice sevdiren efsane Manchester United-Bayern München finali ile hatırlanan sezon...

Aslına bakılırsa, o sezon şimdiki zamanlara göre çok farklılık gösteren bir sezondu. Daha çok format açısından.

1997-98 ve 1998-99 Şampiyonlar Ligi sezonlarında A, B, C, D, E ve F harflerinden oluşan 6 grup bulunmaktaydı. Bazı takımlar bu prestijli turnuvaya kalabilmek için 1 veya 2 ön eleme turu oynuyorlardı. O zaman sadece 2 ön eleme turu bulunmaktaydı. Yani bir Faroe Adaları'ndan tutun,
Azerbaycan, Estonya, Litvanya gibi ülkelerin takımlarının da kupaya kalma şansları yakın sayılırdı.
Grupta 3. olan takımın UEFA Kupası'na gitme gibi bir lüksüde bulunmamaktaydı. Kısacası durumlar tamamen CL'ye endeksli kalıyordu.

*****

Galatasaray'da bu turnuvaya 2. ön elemede İsviçre'nin Grasshopper-Club Zürich takımını eleyerek katılmaya hak kazanmıştı.

Ardından o 6 grup içerisinden B grubuna düştü.

Juventus (İtalya)
Rosenborg (Norveç)
Athletic Bilbao (İspanya)


takımları bu grupta bulunan diğer takımlardı.

İlk maçta Juventus'u Delle Alpi'de geriye düştüğümüz maçta, tam anlamıyla elimizden kaçırmıştık. Bilirsiniz hani Filippo Inzaghi'nin o volesi ile geriye düşer, ardından Hakan Şükür ilk yarı berabere bitirmemizi sağlar ve 63'te Ümit Davala füzesi ile bizi öne geçirir, 68'de Alessandro Birindelli'ye engel olamaz ve maç 2-2'lik beraberlikle sonuçlanırdı.

Cehennem'de oynanan ikinci maçta Athletic Bilbao karşısında Okan Buruk ile öne geçmemize rağmen, 1 dakika sonra Ismael Urzaiz durumu eşitlerdi. Ama 90. dakikada sahneye Gheorghe Hagi çıkar ve o muhteşem golüyle Galatasaray'a son dakika zaferini getirirdi.

Norveç'in Trondheim kentinde oynanan o 3. maç öyle saçmasapan bir maçtı ki, o maçı izlerken sinirimden kültablasını kırdığımı hatırlıyorum O zamanların biraz formda olan Rosenborg'una Sigurd Rushfeldt'in 3 golüyle 3-0 boyun eğmiş, adeta donup kalmıştık. Aslına bakılırsa Vedat İnceefe'nin kırmızı kart ile oyundan atılması, bu maçtan önce ligdeki Adanaspor maçına 5 dakika kala adelesi çeken ve bu maçta sakat sakat oynamak zorunda kalan Hagi'nin yetersiz kalışıda bu nedenlerden biri olarak gösterilebilirdi ama, kimse bu kadarını beklemezdi elbet.

Neyse efendim bunlardan 4 Kasım 1998 tarihinde öcümüzü aynı skorla çok pis alıyorduk. Hakan Şükür'ün 2, Arif'in 1 golü ile bu sefer skor bizim lehimize idi.

Juve bu sefer bize geldiğinde yine terör olayları bahane edilmeye çalışılmış, UEFA'ya yaltaklanılarak maç yurtdışına alınmaya çalışılmıştı. Anlamsız anlamsız İtalyan paranoyaları sonucunda, maç normal tarihi olan 25 Kasım 1998 tarihinden bir hafta ileriye yani 2 Aralık 1998'e alınmış ama hala deli saçması oyunlar devam etmişti. (Bu iki tarih size bir yerden daha tanıdık gelmiyor mu. Bu dejavunun tıpkısının aynısı yine 5 yıl sonra yaşanmıştı !) Maç İstanbul'da oynanacaktı buna rağmen. Nicola Amoruso 76'da Juventus'u öne geçirdiğinde, herkes artık Avrupa macerasının bu sezon bittiğinden yanaydı. Ama efsane adam Suat Kaya son dakikada sahaya çıkmış ve maçı 1-1'e getirerek, tüm Avrupa ve Dünya'ya en iyi cevap verilmişti.

Eğer Athletic Bilbao maçı kazanılsa gruptan lider çıkılacak ve Olympiacos ile eşleşilecekti. Bu maçın deplasmanda oynanıyor olması dezavantajlı tek durumdu. Aynı zamanda İtalyan yaltaklanmaları sayesinde 1 haftada arayla 2. CL maçına çıkıyorduk. Tek kale oynadığımız maçta Fatih Akyel'in inanılmaz hatası ile Julen Guerrero'nun 44. dakikada atmış olduğu bu gol ile kaybediyor ve Avrupa defteri sadece gol averajı ile kapanıyordu.

Juventus'un bizden 2 averaj üstün olarak çıktığı bu grubu ikinci tamamlamıştık. Ama asıl olaylar altta.

*****



Şimdi bu yukarıdaki tablo, o sezonun grup ikincilerini göstermekte. Real Madrid, 12 puanla en iyi ikinciler sıralamasında 1. olup geçmiş, o sezonun şampiyonu Manchester ise en iyi ikinciler sıralamasında 10 puan ile 2. olup çeyrek finale çıkan takımlar olmuşlardı.

Bize baktığımız zaman, averaj farkıyla 3. sırada yer alıyorduk. Altımızda bulunan diğer 3 takımın averajı negatif olunca ki biz 0 averajda kaldığımızdan dolayı en iyi ikinciler sıralamasında 8 puan ile 3. olmuştuk.

Bu gerçekten de 'ah ah' dedirttiren, özellikle birçok sakatlığa ve olumsuzluğa karşı mücadele verilen, ama son maçlara doğru meydana getirilen Bizans Oyunları ile kaybedilen bir savaştı.

*****
Bu sezonda Manchester United'ın yerine en iyi ikinciler sıralamasında bizim ikinci olmamız kaçınılmazdı. Deplasmanda yenildiğimiz Athletic Bilbao maçını anlasamda, beni en çok üzen 3-0 kaybedilen Rosenborg maçıdır. Bu maçtan keşke 3-0'lık yenilgi yerine 0-1'lik lehimize bir galibiyet çıkarılabilse Manchester United'ın önünde 11 puanla Galatasaray'ın adını görebilirdik. Yani o efsane final format ve resmiyet açısından hiçbir zaman olmazdı.

Veya yenilseydikte skor 1-0 Rosenborg lehine olsaydı, o gruptan averaj farkı ile lider çıkar ve Olympiakos ile eşleşip ileriki maçlara bakabilirdik.

Ama bu sezondan öğrenilen birşey var ki;

''Galatasaray, 98'den sonra Avrupa'da yazmaya başlayacağı destanların altyapısını bu sezon vesilesiyle kurmuştu.''

T.K

2/7/2008

O bir matador ve beyefendi: David Healy

O BİR MATADOR VE BEYEFENDİ : DAVID HEALY



1979 doğumlu Kuzey İrlandalı başarılı forvet David Jonathan Healy MBE...

EURO 2008 elemelerinde 11 maçta kaydettiği 13 gol ile elemelerin en golcü futbolcusu oldu. Onu arkasından Arsenal'in Brezilya asıllı Hırvat futbolcusu Eduardo izledi.

Kuzey İrlanda Milli Futbol Takımı'nı eski günlerine döndürmek için çok uğraş verdi fakat Kuzey İrlanda, İsveç'in gerisinde kalarak final vizesi alamadı. Yalnız o potansiyeli yakalayarak, 2010 FIFA Dünya Kupası elemelerine 3. torbadan girmeyi başardı.

Özellikle dün şampiyonluğu ilan eden İspanya'ya eleme grubunda ecel terleri döktürdü. İspanya'yı çok çok çok ve hatta hiç beklenilmeyen bir sürpriz ile 3-2 mağlup eden Kuzey İrlanda'da o maçta yaptığı hat-trick ile adından çok söz ettirdi. 2-1 kazanılan İsveç maçındada 2 gol ona aitti.

Eğer Kuzey İrlanda, salak gibi 2 maçta da İzlanda'ya ve deplasmanda Letonya'ya yenilmese idi bu gruptan İsveç veya İspanya'nın yerine çıkabilir, dün de İspanya yerine başka bir takımın şampiyonluğunu görebilirdik. Healy, bu takımı orada ateşledi... Ve iyi bir potansiyele sahip olduğunu da kanıtladı...

*****

Kariyerine 1999 yılında Manchester United'da başladı. 2001'e kadar ManU'nun oyuncusu olmasına rağmen, burada sadece 1 maça çıktı onda da gol atamadı. Çıktığı maç ise 13 Ekim 1999'da henüz 20 yaşındayken, Aston Villa ile oynanan Lig Kupası maçıydı.

Bonservisi ManU'da bulunduğu bu zaman dilimi içerisinde, ManU onu ilk olarak Port Vale takımına tecrübe kazanabilmesi için gönderdi. Burada çıktığı 16 maçta 3 gol kaydetti. Birkaç ay sonra ise Championship takımı Preston North End'e kiralandı. Çıktığı 2 maçta 1 gol kaydederek tekrar ManU'ya döndü yalnız Premiership'te tek maç bile oynayamadı. Bunun yerine Manchester United Reserves takımında oynuyordu. Yani altyapıda...

Preston, kiraladığı oyuncusunu 2001'de bonservisi ile birlikte resmen transfer etti ve 2004'e kadar sözleşme imzaladı. 3 yıl içerisinde çıkmış olduğu 136 maçta fileleri 43 kez havalandıran Healy, kulüp takımları içerisindeki kariyerinde en fazla gol kaydettiği kulüp olan Preston'da rekor kırdı.

Preston'da oynarken 2003 yılında bir süre Norwich City'e kiralandı. 13 maçta 2 gol kaydederek tekrar Preston'a döndü ve 29 Ekim 2004 tarihinde Leeds United ile 3 yıllık bir sözleşme imzaladı. Leeds United o sırada yeni Championship'e düşmüştü. Burada çıktığı 111 maçta ise 27 gol kaydederek, adından bahsettirmeye devam ettirdi.

2004-2007 yılları arası Kuzey İrlanda'yı çalıştıran ve Healy'nin milli takımdan hocası olan ve şu anda Fulham'ı çalıştıran Lawrie Sanchez, onu Fulham ailesine kattı. Leeds'in o sezon League 1'e düşüşüde, Healy'yi oradan ayrılmaya zorladı. Bu sezon Fulham'da çıktığı 30 maçta 4 gol attı. Fulham, Premiership'i 17. sırada bitirerek düşme potasının bir üst sırasında yer aldı.


Milli kariyeri ise çok parlak bir oyuncu. Kuzey İrlanda forması ile çıktığı 64 maçta attığı 35 gol ile Kuzey İrlanda'yı o eski günlerine döndürmeye çalıştı. Ve Kuzey İrlanda Milli Futbol Takımı tarihinin en golcü futbolcusu konumunda bulunuyor. Colin Clarke'ye ait olan bu rekoru 6 Haziran 2004 tarihinde Trinidad ve Tobago ile oynanan hazırlık maçında kırdığında henüz 35'inci milli maçını oynuyordu. 23 Şubat 2000 tarihinde Lüksemburg ile oynanan hazırlık maçında milli formayla tanıştı ve bu maçta da 2 gol kaydederek Kuzey İrlanda'ya 3-1'lik galibiyeti getirdi.

7 Eylül 2005 tarihinde İngiltere'yi 2006 FIFA Dünya Kupası elemelerinde Healy'nin tek golü ile 1-0 mağlup eden Kuzey İrlanda, İngiltere'yi 22 Ekim 1927 tarihinden beri (yaklaşık 78 yıl sonra) ilk kez mağlup etmiş ve Healy ülkesinde bir halk kahramanı ilan edilmişti.

Aşağıdaki de o golün Kuzey İrlanda'nın başkenti Belfast'ta sergilenen bir yağlı boya ile duvar üzerine yapılmış resmidir.



''Pride, passion, belief'' kelimelerini tercüme etmem gerekirse;

Gurur, tutku, inanç

En son Gürcistan ile oynanan ve 4-1 kazanılan maçta 1 gol ve kendi kalesine bir gol attı. Milli takımda iki kez hat-trick yaptı. Biri 3-2 kazanılan İspanya, diğeri ise 4-1 kazanılan Liechenstein maçında yaptığı hat-tricklerdi.

*****

Şu anda Kuzey İrlanda'nın efsane futbolcusu George Best'in veliathı olarak gösteriliyor. Bu yıl kendisine yaptığı hizmetlerden dolayı İngiliz Şövalyelik Nişanı verildi. Adında son olarak yazan 'MBE'nin sebebi bu.

Healy evli ve iki çocuk sahibi bir baba ve ayrıca da fanatik bir Glasgow Rangers taraftarı...

*****

Umarım Skibbe, transfer dosyasında bu ismi veya buna benzer bir ismi düşünüyordur. Hiç kaçırılmaması gereken ve Galatasaray'a yakışan bir golcü olur. Fiziği uygun ve gol fırsatlarını boşa harcamayan, direk vurabilen bir oyuncu.

Hiç acımaz, aksine ağlatır...

Özellikle büyük takımlara attığı goller ile tanınıyor.

3'lü forvette Nonda ve Ümit ile çok iyi anlaşabilir ve organize olup rakip defansların anasını ağlatırlar...

Fulham'da bu sezon bataklıktaymış gibi oynayacağına, bize gelsin CL maçları oynasın, Avrupa arenasına çıksın, şampiyonluklar yaşasın daha iyi değil mi ?

* 1-2 saat uğraştım bu konunun analizi için... Şahsen başarılarla dolu adamın karnesi
T.K.

12/5/2008

Maceda'nın golüyle gelen ''tarihi değişim...'


Neden bilemedim ama dün eski Galatasaray'ın eski teknik direktörlerinden, Jupp Derwall'in teknik direktörlük kariyerine bakasım geldi.

Teknik direktörlük yaptığı FC Biel, FC Schaffhausen, Fortuna Düsseldorf takımlarının ardından sıra Batı Almanya Milli Takımı'na gelmişti. Burada da 1980 yılında, 1 Avrupa Şampiyonluğu ve 1982 yılında 1 Dünya ikinciliği gördü.

Yıl 1984'e yaklaşıldığında ise Batı Almanya'da çöküşler başladı. Fransa'da düzenlenecek olan 1984 Avrupa Şampiyonası'nın mutlak favorisi olarak gösterilen Batı Almanya; İspanya, Portekiz ve Romanya ile beraber bulunduğu B Grubu'ndan çıkamamıştı. Fakat bunun daha öncesi de var...

14 Haziran 1984
tarihinde Strasbourg'da Portekiz ile oynanan maç, golsüz berabere bitmiş,
17 Haziran 1984 tarihinde Lens'te Romanya ile oynanan maç (hatta o zamanlar Hagi'de var), 2-1'lik galibiyetle bitmişti.


Bu sonuçlarla, oynanan 2 maç sonunda Batı Almanya grupta lider olarak bulunuyordu. Geriye sadece 20 Haziran 1984 tarihinde İspanya ile Paris'te oynanacak o kader maçı kalmıştı. Maçın gidişatı, dengede durmayı becerebilen bir eşit kollu teraziye benziyordu. İki takımdan da kimse ne sarı, ne de kırmızı kart görmüştü. Ancak ve ancak... Almanya, Avrupa, Türkiye ve Galatasaray adına herşeyin kaderini değiştirecek ''o'' gol 90. dakikada geldi. Günümüz itibariyle İspanya Segunda Division'da mücadele veren Sporting de Gijón takımının golcü oyuncusu Antonio Maceda, Juan Señor'un sağdan ortaladığı topa kafayı koyarak golü atmış, gruptan Portekiz ile beraber çıkmış ve Batı Almanya'yı evine yollamıştı. Bu turnuvada alınan sonuç ile beraber Derwall, Batı Almanya Milli Takım görevini bırakmış ve yerine Franz Beckenbauer getirilmişti.

http://www.metacafe.com/watch/yt-3VE...ll_match_7_10/

İşte yukarıda gördüğünüz linkte o efsane maçın özeti ve son dakika golü yer almaktadır...

2 yıl boyunca teknik direktörlük görevine ara veren Derwall, Bundesliga'dan gelen onca teklife karşın Galatasaray'ı seçmişti. Biliyorsunuz o sene, 14 yıllık bir lig hasreti vardı. Onun gelmesi ile birlikte, bir anda herşey değişti... Bir Türkiye Kupası ve nihayetinde lig şampiyonluğu alındı. Derwall, Galatasaray'ı çalıştırdığı dönem Türk futbolunda gerçekleştirdiği Batı Avrupa futbol teknikleri ve düşünsel devrimiyle, Avrupa'daki başarıların ve UEFA Şampiyonluğu'nun yolunu açan değişimin mimarı olmuştu. Onun zamanında yetişen Mustafa Denizli ve Fatih Terim ile beraber, altyapısı oluşan başarılar somutlaştı. Örnek olarak; 1989 CL Yarı finali, 2000 UEFA Kupası şampiyonluğu, 2000 UEFA Süper Kupası şampiyonluğu, 4 sene üst üste şampiyonluk gibi pek çok nice örnek gösterilebilir. Derwall futbolla aktif ilişkisini bitirdikten sonra da Türkiye'ye olan sevgisini her fırsatta dile getirmişti.


Sizlere kendi açımdan söylemem gerekirse;

İşte bir tarihi başlatan, somutlaştıran ve yazdıran olay Maceda'nın golüyle başlamış, Derwall ile devam etmiş, Denizli,Terim ve Lucescu ile de elde edilmiştir. Peki siz ne dersiniz bu işe ? Doğru değil midir ?

An itibariyle 4 gün sonra 51 yaşına basacak olan Antonio Maceda'nın doğum gününü kutluyor, Jupp Derwall'i de ölümünün 1. yılında saygıyla anıyoruz.

SİZLERİ HİÇBİRİMİZ UNUTMAYACAĞIZ !!!

T.K.