stadiumfutbol.blogcu.com adresi altnda yazılan tüm yazıların hakkı saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz, üzerinde işlem yapılamaz veya başka bir platformda kullanılamaz.



« Önceki | Sonraki »

26/8/2008

EURO 2008'in en iyi 4 ulusal takımı ve onun şampiyon takımları...





Tesadüfe bakın hele ? İlgimi çekti, sizinle de paylaşayım diye arzu ettim. Ama oluşması durumunda, asla arzu etmediğim bir sonucu var...

EURO 2008 şampiyonu : İspanya
La Liga 2008 şampiyonu : Real Madrid CF
Torba : 1. torba
Puan: 93.837


EURO 2008 finalisti : Almanya
Bundesliga 2008 şampiyonu : Bayern München
Torba : 2. torba
Puan : 92.078


EURO 2008 yarı finalisti : Rusya
Rusya Premier Ligi 2008 şampiyonu : Zenit St. Petersburg
Torba : 3. torba
Puan : 60.437


EURO 2008 yarı finalisti : TÜRKİYE
Turkcell Süper Lig 2008 şampiyonu : GALATASARAY SK
Torba : 4. torba (gerçekleştiği takdirde)
Puan : 30.469 (muhtemelen az miktar olsa da, maç sonrası değişme olacaktır...)

***********************

Bu takımların 4'ü de 2008-09 UEFA Şampiyonlar Ligi sezonunda mücadele eden takımlar. İlk 3 torbadaki takımlar direk katılma hakkına sahiplerdi. Otomatik man, eleme falan oynamadan katılıyorlar. Yalnız bizim yarın son bir şansımız var bunu değerlendirebilmek ve Şampiyonlar Ligi'ne kalabilmek uğruna... Eğer Steaua'yı saf dışı bırakır da kalırsak, EURO 2008'in en iyi 4 ulusal takımının ülkelerinin en üst düzey liglerinin geçen sezonki şampiyonlarının tamamını bu sezonki kutsal Avrupa arenasında görebileceğiz. Öncelikle yarını hayırlı ve lehimize bir şekilde atlatalım da...

Kura da 3. ön elemelerin hemen ertesi günü... Dolayısıyla, maçın heyecanından çıkıp, direk Monaco'ya uçup kura heyecanı moduna girmesi var. Ama yazının başında söylediğim gibi, arzu etmediğim o sonuç nedir peki, tahmin edebilir misiniz bakalım ?

''İnşallah bu takımların üçüyle de aynı grupa düşmeyiz, Devler Ligi 2008-09 sezonuna kalındığı takdir de, malumunuz öyle bir ihtimal mecburen olacaktır... ''

Not: Bükreş maçından önce lütfen paçaları da sıvamayınız...

T.K.

26/8/2008

Uçuyoruz Bükreş'e !

 


Fanzin'in yayına girdiği günün ertesi günü... İşte o kritik gün olacak. Karpatların doruklarına, vampirleri ile hikayelere konu olmuş mekan Transilvanya'nın ülkesine Romanya'ya, başkent Bükreş'e 2008-09 UEFA Şampiyonlar Ligi sezonunda kendimize yer bulmak için, Steaua Bükreş ile 2-2'nin rövanşına gidiyoruz. Malum lig yeni başladı, 4-1 gibi bir net skorlu galibiyetle açtık ligi, her zaman olduğu gibi ilk haftadan liderlik koltuğuna oturduk. Ligimiz yeni başlamıştı, lakin Romanya ligi devam etmekteydi. Geçen sezon şampiyonluğu ve kupayı açık arayla CFR Cluj'a kaptıran Steaua, 2008-09 sezonunda geride kalan 5 maçta topladığı 10 puanla 5. sırada ve vasat bir görüntü çiziyor. En son oynadıkları maçta, 10. sıradaki Gloria Bistriţa'ya yenilmekten son dakikada kurtuldular. Yani anlayacağınız bir hayli moralli ve inançlı gidiyoruz Bükreş'e. Yalnız takımımızın uçağının tekerleri Henri Coandă Havalimanı'na indiği an, Denizlispor maçında meydana gelmiş bütün olaylar unutulmalı, ve işin ciddiyetinin farkına varılmalıdır. Sonuçta karşımıza Denizlispor'dan an olarak daha güçlü bir ekip çıkacak. Diyoruz ya zaman su gibi akıp gidiyor. 2004 yılında 112. olan Denizlispor farklı, 118. olan Steaua daha zayıftı. Yani Denizli UEFA'da zorlanmadan son 16'yı görürken, Steaua'nın o sezon Avrupa'ya bile katılamadığını görürsünüz. Ama şimdi Denizli'de o formdan düşmüş, bir ara küme düşmeye oynadılar, geçen sezon toparladılar. Şimdi de Steaua iyi takım olmuş...

Geçen maçtaki hatalar, samimiyetimle söylüyorum gazozuna oynanan dandik bir halı saha maçında bile yapılmayacak hatalardı. ''Yok Aykut'un oynaması doğru değildi, yok Meira neden ön liberoydu, Sabri ne yaptın ?'' gibisinden cümleler çıktı hepimizin ağzından. Hep tek bir kişiyi suçladık, lakin teknik heyet, yönetim, futbolcu, taraftar olmak üzere herkesin yanlış yaptığı bir şeyler vardı. İşte bu sefer aklımızı başımıza almak, o hataları telafi etmek, Avrupa'daki o eski istikrarı yakalamak için uçuyoruz Bükreş'e... Umuda yolculuğa...

Teknik açıdan düşünülebilecek olursa, geçen Ali Sami Yen'de oynadığımız maç için, hücumdan ziyade, savunma ve kale bölgesine ağırlık verilmesini, Nonda'nın tek olmasına rağmen gol pozisyonları yakalayıp, hatta bunları ''gol'' şeklinde de değerlendirebileceğini söylemiştim. Yalnız bu maçın stratejisi çok farklı olmalıdır. Bu maçta kesin ve kesinlikle hücum bölümüne çekiyle hatta tonla ağırlık verilmesi gerektiğini belirtmek isterim. Zaten bir gol bile atamadığımız sürece UEFA'yı boylarız. Bunu biliyoruz. Savunma ve kaleyi de özellikle hücuma göre dengelemek lazım. Siz de takdir edersiniz ki, takımımızda son dönemlerde Avrupa maçlarında adet olmaya başladı. Ne zaman deplasman maçlarına çıksak, ilk golü yiyen ve stres topuna dönen takım biz oluyoruz. Maçta kaç dakika oynarsak oynayalım önemli değildir. İsterse penaltılara dahi kalabilir. Ama birinci dakikadan itibaren, kalecimiz hariç sahada 10 kişi oynamamız çok önemlidir. İlk yarı için savunma ve kalenin özellikle tetikte olması çok önemlidir. Çünkü daha Allah yarattı demeden golleri yersek, strese gireriz, EURO 2008 turnuvasındaki Türk Milli Takımı gibi mucize falan yaratmak zor olur. Son dönemlerde ne yazıktır ki bu da olmuyor Galatasaray adına.

İlk yarıyı, kalemizde gol görmeden kapamak çok önemlidir. İkinci yarı direkman hücuma ağırlığı basmak ve Nonda'yı topla buluşturmak zorundayız. Sabri'nin bu maç olmayacak olması, bizi sağ kanat açısından şüphesiz zorlayacaktır. Zira diğer birkaç Avrupa maçında da Sabri'den yararlanamayacağız. Hasan Şaş'ın da durumu tam belli değil... Velev ki, onun da oynayamayacak durumda olduğunu düşünürsek, kesinlikle Arda'nın oynaması gerekmektedir. Arda'yı ilk 11'de başlatmadığımız takdirde zorlanırız. Denizlispor maçında oyuna girdiğinde takımı ateşlediğini de kabul etmek lazım. Bu maçta bize özellikle iyi orta yapabilen ve mücadeleci bir orta saha ruhu lazım. Harry Kewell'dan son 2 maçta da ortaya koyduğu o güzel oyunu bu maçta da yeniden canlandırmasını arzu ediyorum.

Geriye gelirsek, en başta lütfen bu önemli maçta 7 metre 32 santimlik o kutsal direği Aykut korumasın. Morgan De Sanctis'ki özellikle Avrupa'daki o istikrarı yakalamak için kale bölümüne seçilerek transfer edilmiş biri. Artık kalede de bekleyecek değil herhalde. Geleli bir ay oldu. Kendini gösterme zamanı geldi de geçiyor. Kalede 1 numaralı tercih mutlaka De Sanctis olmalıdır. Skibbe macera arar da yine başka bir tercihte bulunursa cidden kızacağım. Savunma için en büyük sorun sağ kanat... Skibbe'nin elinde 3 seçenek var. Volkan Yaman, Barış Özbek veya Alparslan Erdem. Tabii bu seçenekler büyüyebilir, ve sağ kanatta çok alakasız isimleri bile görmemiz mümkün olabilir. Meira kesinlikle ön libero oynatılmamalıdır, oynatılmayacaktır ! Heyet ne yaparsa yapsın eleştirilecektir. Sonra UEFA 1. turunda bile sanş bizden yana olmaz. Yine Tromsö, Helsin gibi maceralar yaşamayalım sonra. Adam gibi kuracaksın kadronu, çıkacaksın Şampiyonlar Ligi'ne, hadi son 16 olmadı mı ? Gruplardan 3. olup UEFA Son 32 turuna, Allah nasip ederse de Papazın Çayırı'na finale gideriz...

-------------De Sanctis-------------
---Volkan---Meira----Servet---H.Balta-
---------Barış----M.Topal------------
----Arda-------Lincoln---Kewell-------
-------------Nonda-----------------

Yukarda görmüş olduğunuz o 11'de bu maç dahil olmak üzere, Avrupa maçlarında tercih ettiğim kadro stilidir. Volkan mecburiyetten dolayı alternatif tercihimdir. 4-2-3-1... Budur.

Sınırlı sayıdaki biletleri alıp, Aslan'ı Romanya'da taraftarlarımızın da destekleyeceğine yürekten inanıyorum !

Fatih Hoca zamanında demişti, ''En iyi defans yapma oyunu oynamaktır.'' Bunu uygulayıp ne canlar yakmadık ki biz ? Yeter ki takım olalım, görevimizin bilincinde olalım, sonuna kadar inanalım, başkalarından medet ummadan, bileğimizin hakkı ile o hak edilen yerlere ulaşalım. O zaman neden arzulanılan ve özlenilen başarılar jet hızıyla geri dönmesin ki ?

1993-94'te Cork City ve Manchester'ı...
1994-95'te Avenir Beggen'i...
1997-98'de Sion'u...
1998-99'da Grasshoppers'ı...
1999-00'de Rapid Wien'i...
2000-01'de St. Gallen'i...
2001-02'de Vllaznia ve Levski Sofia'yı...
2003-04'de CSKA Sofia'yı...
2005-06'da Mlada Boleslav'ı saf dışı bıraktın !

Şimdi sıra 2008-09'da, Şampiyonlar Ligi aşkına Steaua'yı saf dışı bırakmaya geldi !

HAYDİ ASLANLAR, İLERİ !

 T.K.

14/8/2008

17 Mayıs : Arsenal Uğursuzluk Bayramı



Hatırlamak isteyen, kabullenebilen unutamaz değil mi o günü ? Tarih 17 Mayıs 2000... Coğrafya İskandinavya... Hatta Danimarka... Ayrıntıya girmek gerekirse Kopenhag Parken Stadyumu... 1999-2000 UEFA Kupası sezonunun finali Galatasaray ve Arsenal takımları arasında oynanacak. Çekişmeli geçen bir 120 dakika sonucu maç penaltılara kalıyor. İlk penaltıyı Galatasaray kullancak. ''Buz adam'' Ergün Penbe vuruşu gole çeviriyor. Ardından 1998 FIFA Dünya Kupası gol kralı Davor Suker, vee direkten döndü... Ve direkten döndü tanrım ! Hakan Şükür geliyor, Hakan ve 2-0... Ray Parlour vuruşu yapacak, ve gol 2-1... Ümit Davala haydi ümidimiz, Ümit ve ters köşe ! Biri sağa, biri sola. Vieria geliyor diğer atışa ve direkten döndü, ve direkten döndü, Tanrı bizim almamızı istiyor ! Haydi Popescu, haydi oğlum, haydi oğlum ve gooooool !!!! Kupa bizim, korkunç birşey ! Allahım biz tarih yazdık, yok böyle birşey...

UEFA Kupası Galatasaray'ın....

*****



Volkan'ın Schalke'den yediği o ilginç golün sezonu olarak hatırlayın bu sezonu, veya kasaba takımı Villareal'in yarı finallere kadar çıktığı bir sezon olarak... Tarih 17 Mayıs 2006... Yer Fransa'nın şirin kenti Saint-Denis'de bulunan ve 1 kez FIFA Dünya Kupası finaline ve 6 yıl öncede Real Madrid-Valencia finaline ev sahipliği yapmış Stade de France... Barcelona ve Arsenal, 2005-2006 UEFA Şampiyonlar Ligi sezonunda şampiyonu belirlemek üzere sahaya çıkıyorlar. Maç başladı, ana bismillah ??? Lehmann 18. dakikada topa ceza sahasının dışında müdahele etti diye hemen kırmızı kart. Bunun üzerine adı şanı duyulmamış ve o maç ile tanıdığımız Manuel Almunia kaleye geçer. Sol Campbell, 37. dakikadaki golü ile devreyi Arsenal adına 1-0 önde kapıyor. O dönemlerde başı ırkçılık ile belalarda olan Samuel Eto'o 76'da durumu eşitliyor, Belletti hemen 4 dakika sonrasında topu Almunia'nın beşlik bölgesinden geçirerek filelerle buluşturuyor. 2006-2007 CL sezonu UEFA'nın ara fragmanlarına da malzeme olan sevincide hafızalardan silinmemiştir... Yüzünü kapatıyor. Son düdük...

UEFA Şampiyonlar Ligi Şampiyonu Barcelona...

*****

Bütün bu olanların yine bir 17 Mayıs tarihlerinde, hatta yine bir Çarşamba gününde, yine UEFA'ya mensup iki büyük kupada, ve her zaman ezilen takımın yine Arsenal olması, bir de kupayı sürekli Lennart Johansson'un vermesi ne kadar büyük bir raslantı öyle değil mi ?

Ama Allah'tan bir fark var. Bu iki takımdan teki, o sezon oynadığı Süper Kupa maçında kupayı müzesine götürmüş. Yalan mı yani ?

10/8/2008

Morgan De Sanctis : ''İtalyan İşi''


Tarihler 31 Temmuz 2008... Ülke de sıcak ve kavurucu bir hava hakim, Cimbom hala kaleci arayışlarında.

Nihayet müjdeli haber geliyor. Saatler 15:50'yi gösterdiğinde, resmi site haberi veriyor;

''Morgan De Sanctis Galatasaray'da !''

Yalnızca birkaç dakika sonra haber diğer ajanslara da flaş haber niteliğinde düşüyor...

Kimisi transferden pek memnun, kimisinin kafasında da soru işaretleri var. Bu değerli Tugay kulunuz, kafalardaki bu soru işaretlerini silmek amacıyla en yakın net cafeye yöneldi ve araştırmasını yazmak üzere bilgisayar başına oturdu.

Hadi o zaman, belirsizliği aydınlatmak için okumaya davet ediyorum sizleri...

*****



Morgan, 26 Mart 1977 tarihinde İtalya'nın Abruzzo kentine bağlı şirin sahil kasabalarından olan Guardiagrele'de Dünya'ya gözlerini açtı. Henüz küçük yaşlarda futbola karşı olan tutkusu farkedildi. Kader bu ya, futbol onu üç direğin arasına file bekçisi olsun diye geçirmişti küçük yaşlarda. Bu durumdan da rahatsız değildi hani... Mahalle maçlarında genellikle kaleye geçmek istemeyen bazı veletler vardır ya, illa ''forvete gidicem golü ben atıcam, kaleye geçmem'' gibisinden nameler yaparlar. Oysa Morgan kaleye geçmekten oldukça memnundu. Baktılar topa bir uçuyor, iki uçuyor, panter gibi kurtarıyor topları...

Bu çok güzel hareketleri farkeden yetenek avcıları, Morgan'ı o zamanki Serie B takımlarından Pescara'ya katma girişimlerinde bulundular. Pescara 1990'lı yılların başında yetiştirdiği iyi kalecileri ile tanınan bir kulüptü. Morgan bu kulübün altyapısında yaklaşık olarak 4-5 yıl piştikten sonra, Adriyatik'in başkenti sayılan bu şehrin kulübünde, ana kaleci olmak için hazır hale geldi. 1997 yılına kadar tam 4 sezon ana kaleci olarak formasını giydi Pescara'da 74 maça çıktı...


1995 yılında Yunanistan'da düzenlenen 19 Yaş Altı UEFA Avrupa Şampiyonası'nda teknik direktör Sergio Vatta kendisine Gianluigi Buffon'un yedeği olarak kadroda yer verdi. Hatta o turnuvada Andrea Pirlo ve Francesco Totti gibi isimlerde henüz gençlik dönemlerinde yer almaktaydılar. Morgan burada hiçbir maça çıkmamış, İtalya finalde Guti'nin de hat-trick yaptığı maçta İspanya'ya 4-1 kaybedip ikincilik ile yetinmişti.



1997 yılı gelip çattığında, Morgan için Serie A'ya gitme zamanıydı. Bu vesile ile henüz 1 yıl önce Şampiyonlar Ligi'ni müzesine götürmüş Juventus'a 10 milyar liret karşılığında transfer olmuş, fakat o zamanlar siyah-beyazlıların kalesini devamlı koruyan Angelo Peruzzi'nin ardında fazla forma şansı bulamadığından dolayı, 2 sezon boyunca sadece 3 maç forma giyebildi.


Udinese 1999 yılında kadrosuna, Juventus'ta yedek kulübesinde kalarak harcanan ve fazla forma şansı bulamadığından dolayı performansı gitgide düşmeye yakınlaşan bu genci transfer etti. O sezon Udinese'nin kadrosunda kaleci olarak bulunan ve bu kulübün emektarlarından Luigi Turci as kaleci görevi görmekteydi. Morgan ise Belçikalı diğer kaleci Olivier Renard'ın o sezon hiçbir maçta forma giymemesinden yararlanarak 2. kaleci durumuna gelmişti. İlk sezonunda toplam 7 maça çıktı.

Bu arada Morgan'ın milli kariyerinde yükselme gözlenmekteydi. 19 Yaş Altı Milli Takımı'ndan, 21 Yaş Altı'na geçmişti. Takım ile beraber ki, bu sefer as kaleci konumunda 2000 yılında Slovakya'daki 21 Yaş Altı UEFA Avrupa Şampiyonası'na katıldı. Final maçına kadar da fevkalade bir performans çizen İtalya, finalde Çek Cumhuriyeti'ni 2-1 yener ve turnuvayı şampiyon olarak tamamlar. 1-2 ay sonraları ise Sydney 2000 olimpiyatlarına katılan Morgan'lı İtalya başarılı olamaz.

Udinese, 2000-2001 sezonunda UEFA Interoto Kupası'nı kazanmıştır. 2001-2002 sezonunda Luigi Turci yavaş yavaş Udinese'yi bırakmaya hazırlanıyordu, Morgan kaleyi devralmak üzereydi. Bu sezonda 10 maça çıkan Morgan için nihayet tam bir Serie A kalecisi olma zamanı gelmişti. Tam 8 yıl boyunca toplam 194 kez giydiği bu forma altında çok iyi performanslar göstermiş ve nihayetinde İtalya milli takımına yükselmişti. Lippi zamanında çağırıldığı milli takımda ilk maçına 30 Mart 2005 tarihinde İzlanda ile oynanan hazırlık maçında çıktı. Diğer maçı ise İtalya'nın 2006 FIFA Dünya Kupası maçında Moldova'yı 2-1 mağlup ettiği maçtı.

Çoğu futbolsever De Sanctis ismini aslında 2005-2006 sezonu UEFA Şampiyonlar Ligi sezonundan hatırlamaktadır. 2004-2005 Serie A sezonunu 4. sırada tamamlayan Udinese, daha 3 ay öncesine kadar CSKA Moskova ile evinde UEFA Kupası finali oynamış ve 3-1 kaybetmiş Portekiz temsilcisi Sporting Lizbon ile 3. tur ön eleme maçında karşılaşmış, ilk maçı deplasmanda 1-0, rövanş maçını da evinde 3-2 kazanıp gruplara kalmıştır. C Grubu'nda Barcelona, Werder Bremen ve Panathinaikos ile eşleşmiş, ilk maçını Panathinaikos ile evinde oynamış ve maçtan 3-0 galip ayrılıp averaj farkı ile Werder Bremen'i 2-0 mağlup eden Barcelona'nın önünde liderliğe oturmuştur. İkinci maç Udinese için iyi geçmeyecektir. Barcelona, Nou Camp'ta Udinese'yi 4-1 gibi bir skorla dize getirir. Hatta Morgan'ın Deco'dan yemiş olduğu bir frikik golü, o sezonun en iyi 10 golü arasında seçilmiştir. Diğer maçlar sonunda Udinese, 7 puanla 4 puanlı Panathinaikos'u geçerek UEFA Kupası son 32 turuna kalır.

Bu turnuvada ilk olarak Lens'i geçen Udinese, son 16'da henüz 6 ay sonra 2006-2007 UEFA Şampiyonlar Ligi sezonunda ''0'' çekecek olan Levski Sofia'ya toplamda 2-1'lik bir skor ile geçilir. Özellikle o maçtaki bir defans hatası, takımın o sezonki iki bel kemiği futbolcularından Vincenzo Iaquinta ve Morgan De Sanctis'in emeklerini bile boşa getirtmiştir ki kötü bir anıdır bu. Morgan, sergilediği performanstan dolayı alkış alır.

Bir sezon daha Udinese'de mücadele eder, o sezon şike olayları ile çalkalanan Serie A'yı 10. olarak bitirir takım...



Artık Morgan içinde tam 9 sezon emek verdiği, kariyerinin zirvesine çıktığı Udinese'den, Stadio Friuli taraftarından, takımın diğer yıldızı ve taraftarın sevgilisi Vincenzo Iaquinta ile beraber ayrılma zamanı gelmişti. Udinese yönetimi bile bu iki değerli oyuncusunu ellere verirken içi kan ağlasa da, transfer gerçekleşmişti bir kere... Morgan, 2007 yılının Temmuz ayında kendini Sevilla takımına bağlayan sözleşmeye imza atıyordu. Önceki 2 sene üstüste UEFA Kupası şampiyonluğunu ve 1 kez de Süper Kupa şampiyonluğunu tatmış olan Sevilla'da sergilediği performansı ile kadrodaki as kaleci konumu garanti olan Andres Palop'un her türlü olumsuz durumuna karşı, iyi bir yedek kaleci şarttı. Mevcut yedek kaleci David Cobeño ve Pablo Vargas'ın güven vermemesi dolayısıyla Morgan, 2. kaleci konumuna geldi. Ama bu kulüpte hakettiğini bulamadı elbette... Yalnızca 8 maça çıkabildi. Palop'tan dolayı bir türlü forma şansı bulamıyordu. Şampiyonlar Ligi'nde, Sevilla'nın deplasmanda Slavia Prag'ı 3-0 mağlup ettiği maçta ilk 11'de yer alırken, 7 kez İspanya sınırları içerisinde forma giydi. Kendisinin yedek olarak çıksa da, bir Kadıköy tecrübesi de bulunmakta.



''Fazla forma şansı bulamadığım yerde ne kalayım ?'' düşüncesinden yararlanarak, forma giyebileceği ve ona değer verilebileceği bir yere imza atmaya, takımın hazırlık dönemindeki 2. Almanya kampına gelmişti 2 Ağustos 2008 günü... Diğer transferimiz Alparslan Erdem ile beraber, kendisini 1 yıllığına kiralık olarak sarı-kırmızılı renklere bağlar. Forma numarası konusunda diğer yeteneklerimize saygılı davranmış olmalı ki, 26 numarasını tercih etti. Tabii bir Eskişehir sevgisi de olabilir mi bilemeyiz...

*****

Hala kafanızdaki soru işaretlerini silemediysem, ''Kaleci konusuna getirilen açıklık...'' başlıklı yazımı da okuyun derim. Morgan'a Galatasaray forması altında yürekten başarılar. Biz herşeye rağmen yola da 3 kaleci ile devam edeceğiz. Bu böyle biline...

''Ciao Morgan De Sanctis''

T.K

29/7/2008

O efsane final olmayabilirdi !


Bugün forumun başında Samuel Kuffour'lar ve stoperler üzerine tartışırken, birdenbire 1998-99 UEFA Şampiyonlar Ligi sezonu aklıma geliverdi. Hani şu Nou Camp'ta, 90.000 biletli seyirci önünde oynanan, ve ''top yuvarlaktır'' cümlesini iyice sevdiren efsane Manchester United-Bayern München finali ile hatırlanan sezon...

Aslına bakılırsa, o sezon şimdiki zamanlara göre çok farklılık gösteren bir sezondu. Daha çok format açısından.

1997-98 ve 1998-99 Şampiyonlar Ligi sezonlarında A, B, C, D, E ve F harflerinden oluşan 6 grup bulunmaktaydı. Bazı takımlar bu prestijli turnuvaya kalabilmek için 1 veya 2 ön eleme turu oynuyorlardı. O zaman sadece 2 ön eleme turu bulunmaktaydı. Yani bir Faroe Adaları'ndan tutun,
Azerbaycan, Estonya, Litvanya gibi ülkelerin takımlarının da kupaya kalma şansları yakın sayılırdı.
Grupta 3. olan takımın UEFA Kupası'na gitme gibi bir lüksüde bulunmamaktaydı. Kısacası durumlar tamamen CL'ye endeksli kalıyordu.

*****

Galatasaray'da bu turnuvaya 2. ön elemede İsviçre'nin Grasshopper-Club Zürich takımını eleyerek katılmaya hak kazanmıştı.

Ardından o 6 grup içerisinden B grubuna düştü.

Juventus (İtalya)
Rosenborg (Norveç)
Athletic Bilbao (İspanya)


takımları bu grupta bulunan diğer takımlardı.

İlk maçta Juventus'u Delle Alpi'de geriye düştüğümüz maçta, tam anlamıyla elimizden kaçırmıştık. Bilirsiniz hani Filippo Inzaghi'nin o volesi ile geriye düşer, ardından Hakan Şükür ilk yarı berabere bitirmemizi sağlar ve 63'te Ümit Davala füzesi ile bizi öne geçirir, 68'de Alessandro Birindelli'ye engel olamaz ve maç 2-2'lik beraberlikle sonuçlanırdı.

Cehennem'de oynanan ikinci maçta Athletic Bilbao karşısında Okan Buruk ile öne geçmemize rağmen, 1 dakika sonra Ismael Urzaiz durumu eşitlerdi. Ama 90. dakikada sahneye Gheorghe Hagi çıkar ve o muhteşem golüyle Galatasaray'a son dakika zaferini getirirdi.

Norveç'in Trondheim kentinde oynanan o 3. maç öyle saçmasapan bir maçtı ki, o maçı izlerken sinirimden kültablasını kırdığımı hatırlıyorum O zamanların biraz formda olan Rosenborg'una Sigurd Rushfeldt'in 3 golüyle 3-0 boyun eğmiş, adeta donup kalmıştık. Aslına bakılırsa Vedat İnceefe'nin kırmızı kart ile oyundan atılması, bu maçtan önce ligdeki Adanaspor maçına 5 dakika kala adelesi çeken ve bu maçta sakat sakat oynamak zorunda kalan Hagi'nin yetersiz kalışıda bu nedenlerden biri olarak gösterilebilirdi ama, kimse bu kadarını beklemezdi elbet.

Neyse efendim bunlardan 4 Kasım 1998 tarihinde öcümüzü aynı skorla çok pis alıyorduk. Hakan Şükür'ün 2, Arif'in 1 golü ile bu sefer skor bizim lehimize idi.

Juve bu sefer bize geldiğinde yine terör olayları bahane edilmeye çalışılmış, UEFA'ya yaltaklanılarak maç yurtdışına alınmaya çalışılmıştı. Anlamsız anlamsız İtalyan paranoyaları sonucunda, maç normal tarihi olan 25 Kasım 1998 tarihinden bir hafta ileriye yani 2 Aralık 1998'e alınmış ama hala deli saçması oyunlar devam etmişti. (Bu iki tarih size bir yerden daha tanıdık gelmiyor mu. Bu dejavunun tıpkısının aynısı yine 5 yıl sonra yaşanmıştı !) Maç İstanbul'da oynanacaktı buna rağmen. Nicola Amoruso 76'da Juventus'u öne geçirdiğinde, herkes artık Avrupa macerasının bu sezon bittiğinden yanaydı. Ama efsane adam Suat Kaya son dakikada sahaya çıkmış ve maçı 1-1'e getirerek, tüm Avrupa ve Dünya'ya en iyi cevap verilmişti.

Eğer Athletic Bilbao maçı kazanılsa gruptan lider çıkılacak ve Olympiacos ile eşleşilecekti. Bu maçın deplasmanda oynanıyor olması dezavantajlı tek durumdu. Aynı zamanda İtalyan yaltaklanmaları sayesinde 1 haftada arayla 2. CL maçına çıkıyorduk. Tek kale oynadığımız maçta Fatih Akyel'in inanılmaz hatası ile Julen Guerrero'nun 44. dakikada atmış olduğu bu gol ile kaybediyor ve Avrupa defteri sadece gol averajı ile kapanıyordu.

Juventus'un bizden 2 averaj üstün olarak çıktığı bu grubu ikinci tamamlamıştık. Ama asıl olaylar altta.

*****



Şimdi bu yukarıdaki tablo, o sezonun grup ikincilerini göstermekte. Real Madrid, 12 puanla en iyi ikinciler sıralamasında 1. olup geçmiş, o sezonun şampiyonu Manchester ise en iyi ikinciler sıralamasında 10 puan ile 2. olup çeyrek finale çıkan takımlar olmuşlardı.

Bize baktığımız zaman, averaj farkıyla 3. sırada yer alıyorduk. Altımızda bulunan diğer 3 takımın averajı negatif olunca ki biz 0 averajda kaldığımızdan dolayı en iyi ikinciler sıralamasında 8 puan ile 3. olmuştuk.

Bu gerçekten de 'ah ah' dedirttiren, özellikle birçok sakatlığa ve olumsuzluğa karşı mücadele verilen, ama son maçlara doğru meydana getirilen Bizans Oyunları ile kaybedilen bir savaştı.

*****
Bu sezonda Manchester United'ın yerine en iyi ikinciler sıralamasında bizim ikinci olmamız kaçınılmazdı. Deplasmanda yenildiğimiz Athletic Bilbao maçını anlasamda, beni en çok üzen 3-0 kaybedilen Rosenborg maçıdır. Bu maçtan keşke 3-0'lık yenilgi yerine 0-1'lik lehimize bir galibiyet çıkarılabilse Manchester United'ın önünde 11 puanla Galatasaray'ın adını görebilirdik. Yani o efsane final format ve resmiyet açısından hiçbir zaman olmazdı.

Veya yenilseydikte skor 1-0 Rosenborg lehine olsaydı, o gruptan averaj farkı ile lider çıkar ve Olympiakos ile eşleşip ileriki maçlara bakabilirdik.

Ama bu sezondan öğrenilen birşey var ki;

''Galatasaray, 98'den sonra Avrupa'da yazmaya başlayacağı destanların altyapısını bu sezon vesilesiyle kurmuştu.''

T.K

Blogcu ile yapıldı